İLGİNÇ
22 Kasım 2017 ( 2314 izlenme )
Reklamlar

Çilek Hikayesi



 
Diyarbakır’ın bir dağ köyünde ilköğretimde görev yapan arkadaşımın arkadaşı olan Ahmet S. Matematik dersinde;

– Bir kasada şu kadar çilek varsa, 10 kasada kaç çilek vardır? Diye öğrencilerine bir soru soruyor.

Öğrenciler:

– Öğretmenim çilek ne? Diyorlar.

Öğretmen:

– İşte çocuklar çilek.

– Biz hiç çilek yemedik. diyorlar.

Bunun üzerine öğretmen pes etmiyor, oturup Bursa’daki tarım firmalarına toprak numunesi yolluyor ve diyor ki;

– Bu toprakta çilek yetişir mi ? diyor.

Bursa’daki firmalardan cevap geliyor.

– Evet Diyarbakır şartlarında çilek yetişir.

Mektubun yanında çilek fideleri ve yetiştirme şeklini anlatan bir tarif yolluyorlar. Öğretmen öğrencilere okuyor nasıl yetiştirileceğini, çıkarıyor bahçeye ve diyor ki:

– Bu sene size matematikten sınav yok.

Öğrenciler:

– E nasıl not alacağız öğretmenim?

Hepsine bahçeyi kazdırıp, çilekleri diktirip, can sularını verdikten sonra her birine dörder çilek fidesi verip:

 

– Şimdi gideceksiniz evinize anne babanıza ben size nasıl öğrettiysem sizde onlara öyle öğreteceksiniz.

Çocuklar gidiyorlar evlerine hepsi anlatıyorlar ve çilekleri dikiyorlar ve öğretmen diyor ki:

-Çilek mevsimi gelince getireceksiniz tabakta on tane çileğe bir not alacaksınız.

Çocuklar tabaklarla getiriyorlar çilekleri sayıyor öğretmen çilekleri eksik olanlara da tam not veriyor ve sonra diyor ki:

– Çocuklar nasılmış tadı?

Öğrenciler:

-Valla ucunda not vardı diye yiyemedik.

– Hadi bakalım yiyin. Diyor öğretmen.

 

Çocuklar ağızlarını burunlarına bulaştıra bulaştıra yiyorlar çilekleri. Aradan iki yıl geçtikten sonra çilek girmemiş o köyün halkı şu anda Diyarbakır’ın pazarında çilek satıyorlar.

Şimdi düşünüyorum da, öğretmen olmak bu işte gerçekten… Tahtada müfredat anlatmak değil… Bulunduğun yere bulunduğun ülkeye bir şeyler katmak… Bizlere şu yaşımıza gelene kadar sadece ezberletilmiş kalıplar öğretildi ne yazık ki.

İlk ve orta okuldayken haftada 4 saat 5 saat matematik işledik oysa ben bir Barbaros Hayrettin Paşa’yı dinlemeyi, büyük komutan Alparslan’ın Malazgirt’te yazdığı destanı hayal etmeyi seviyordum. Dağları, denizleri coğrafyayı seviyordum… Edebiyatı seviyordum, yazılan şiirleri okumayı; onları kendi dünyamda yaşamayı seviyordum. Şu an belki elimde o günlerden kalma pek bir matematik bilgim yok, lisede öğrendiğim karekök, logaritma, fonksiyonlar… Hiçbiri net olarak aklımda değil ama Fatih Sultan Mehmet’in, Yavuz Sultan Selim’in, Yıldırım Bayezid’in kahramanlıkları, Ahmet Haşim’in dizeleri hala aklımda…Yani demem o ki eğitimi bir kalıba hele ki yanlış bir kalıba sığdırmak gerçekten çok büyük kayıplara sebebiyet veriyor. İnsan eğitilmeye ve eğitime gerçekten muhtaç.Bizlerin temel amacı o insanlara gerçekten bir şeyler katmak olmalıdır. İnsanlara ezberlenmiş cümleler kurmak yerine kendi cümlelerini kurma fırsatını ve özgüvenini sağlamalıyız…”

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Boş Mideyle 4 Bardak Su İçince Bakın Neler Oluyor? Odanıza Soğan Koyun Mucizeye Şahit Olun Bazıları Google Mülakatında Sorulmuş Sadece Dahilerin Çözebileceği Beyin Yakan 8 Bilmece ve Cevabı BU FIKRA YILIN FIKRASI SEÇİLMİŞ…
Haberler