İLGİNÇ
28 Kasım 2017 ( 1517 izlenme )
Reklamlar

SOKRATES VE CELLADI ARASINDA GEÇEN KONUŞMA



Ona zehir verilmişti. O yatakta yatıyordu ve ona zehir verecek adam zehri hazırlıyordu. Güneş doğuyordu; zaman gelmişti. Mahkeme tam olarak zamanı belirtmişti ama adam zehri hazırlarken vakti erteliyordu; Sokrates adama sordu, “Zaman geçiyor, güneş doğuyor, bu gecikme neden?” Adam, ölecek olan birisinin kendi ölüm zamanı hakkında bu kadar titiz olabilmesine inanamadı. Aslında onun bu gecikme için müteşekkir olması gerekirdi. Adam Sokrates’i seviyordu. Onu mahkemede duymuştu ve bu kimsenin güzelliğini görmüştü. Tek başına o tüm Atina’dan daha zekiydi. Birazcık daha geciktirmek istedi. Böylelikle Sokrates biraz daha fazla yaşayabilecekti. Fakat Sokrates ona izin vermedi. “Tembellik yapma, hadi, zehri getir,” dedi. Sokrates’e zehri veren adam, “Niçin bu kadar heyecanlısın? Yüzünde öyle bir ışıltı görüyorum ki, gözlerinde öyle bir merak görüyorum ki… 

Anlamıyor musun? Öleceksin!” Sokrates, “Bu, bilmek istediğim bir şey. Hayatı tanıdım, o güzeldi; tüm kaygılarıyla, kederleriyle o hala bir keyiftir. Yalnızca nefes almak yeterli mutluluktur. Yaşadım, sevdim; canım ne isterse yaptım, içimden ne geldiyse söyledim. Artık ölümü tatmak istiyorum. Ve ne kadar çabuk olursa o kadar iyi.” “Sadece iki olasılık var: Ya Doğulu mistiklerin söylediği gibi ruhum başka şekillerde yaşamaya devam edecek; bedenin yükünden özgür bir şekilde ruhun yolculuğunu sürdürmesi çok büyük bir heyecandır. Beden bir kafestir, onun sınırları vardır. Ya da belki de, materyalistler haklıdır; bedenin öldüğünde her şey ölür. Geride kimse kalmaz. Bu da – olmamak da – çok büyük bir heyecandır! Olmanın ne olduğunu biliyorum. Ve olmamanın ne demek olduğunu bilme anı geldi. Ve artık olmadığımda sorun nedir? 

Niçin onla ilgili endişeleneyim? Endişelenmek için burada olmayacağım, o halde niçin şimdi vakit kaybedeyim?” Kendini seven adam budur. Ölüm sorumluluğunu dahi almıştır, çünkü mahkemenin ona karşı herhangi bir şeyi yoktu; bu sadece toplumsal bir ön yargıydı, Sokrates’in zekasının muazzam uçuşlarını anlayamayan sıradan insanların ön yargısıydı. Fakat onlar çoğunluktaydı ve hepsi Sokrates’in ölümüne karar vermişti. Onun tarafından öne sürülen tek bir iddiayı dahi yanıtlayamadılar. Zannediyorum onlar, onun ne dediğini bile anlamamışlardı. Yanıtlamak mevzu bahis değildi. Ve o, onların tüm iddialarını çürüttü; yine de o bir şehir devleti demokrasisiydi. İnsanlar bu adamın tehlikeli olduğuna, ona zehir verilmesi gerektiğine karar verdiler. Onun yanlışı neydi? Onun yanlışı şuydu: “O, gençlerimizi asi yapıyor; o, gençlerimizi şüpheci yapıyor; o, gençlerimizi yabancılaştırıyor; o, eski kuşakla genç kuşak arasında bir uçurum yaratıyor. Onlar artık bizi dinlemiyor, onlar her şey hakkında tartışıyor ve bunun nedeni de bu adamdır.” Ancak, hakimler sıradan insanlardan biraz daha iyiler. 

Onlar Sokrates’e, “Sana birkaç alternatif sunuyoruz, eğer Atina’yı terk edersen ve asla bir daha geri gelmeyeceğine söz verirsen kendini ölümden kurtarabilirsin. Ya da şayet Atina’da kalmak istersen, o zaman konuşmayı bırak, sessiz kal. O zaman biz insanları, senin yaşamana ikna edebiliriz. Aksi takdirde üçüncü alternatif şudur: Yarın güneş doğarken zehri içmek zorunda kalacaksın,” dediler. Sokrates ne yaptı? “Zehri yarın ya da bugün almaya hazırım, zehir ne zaman hazırsa ama hakikati söylemekten vazgeçemem. Canlıysam son nefesime kadar bunu söylemeye devam edeceğim. Ve Atina’yı sadece hayatımı kurtarmak için terk edemem çünkü o zaman kendimi ölümden korkmuş, ölümden kaçmış, ölümün sorumluluğunu alamamış güçsüz birisi olarak hissedeceğim. Ben kendi düşünceme, hislerime, varlığıma göre yaşadım; bu şekilde de ölmek isterim.” “Ve suçlu hissetmeyin. Kimse benim ölümümden sorumlu değildir, sorumlu benim. Bunun olacağını biliyordum çünkü yalanlara, dolanlara, yanılsamalara dayanarak yaşayan bir toplumda hakikatten bahsetmek ölmeyi istemektir. Ölmem için karar alan şu zavallı insanları suçlamayın. 

Eğer bundan sorumlu olan birisi varsa benim. Ve hepinizin bilmesini istiyorum ki kendi sorumluluğumu alarak yaşadım ve kendi sorumluluğumu alarak ölüyorum. Yaşarken bir bireydim. Ölürken bir bireyim. Benim için kimse karar veremez; kendimle ilgili, ben karar veririm.” Haysiyet budur. Bütünlük budur. Bir insanoğlu böyle olmalıdır. Ve şayet tüm dünya bu adam gibi insanlarla dolu olsaydı, bu dünyayı öylesine güzelleştirebilirdik, öylesine mutlu kılabilirdik, öylesine her şeyle zenginleştirebilirdik ki… 

Ancak, birey kayıptır, o nedenle sen kendi sorumluluğunu almak zorundasın.

ALINTI

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Çiğ Patatesin Cilde Faydaları: Buna Bayılacaksınız! Cehennemde Azap Görecek 6 Kadın Özelliği BU HASTALIKLAR VARSA ERKEN EMEKLİ OLABİLİRSİNİZ! En Gizemli 7 Efsane !
Haberler